Rumeli'de Türk Varlığı

       Roma İmparatorluğu, sınırlarının en geniş zamanında Orta-Doğu'da Araplara komşu olmuştur. Araplar, komşuları Roma’ ya Diyar-ı Rum (Roma ülkesi) veyâ kısaca ve sâdece Rûm diyorlardı. Arapların dilindeki Rum adı, ayrıca devleti, halkı ve ülkesiyle bütün bir Roma demekti. Rûm sözü, önce Îran'a ve Îran üzerinden de Türk yurdu Horasan'a kadar ulaşmıştı. Bunu, Türkler de benimseyip-tuttular, yeri ve zamanı geldikçe böyle kullandılar. Ancak, Rûm diye uzatılan sözü Rum olarak kısaltarak. Türkler, Selçuklular adıyla Orta-Doğu ve Anadolu'ya vardıklarında, Rum sözü dillerinde çoktan yer etmiş bulunuyordu. Ancak... Anadolu kapılarına dayanmış Türkler, Rum adına bir eklenti yaptılar ve Rumili (Rumeli) dediler. Roma İmp. o sıralar artık ikiye bölünmüş olduğundan, Doğu Roma (Bizans) elinde bulunan Anadolu toprağı, Türk dilinde Rumeli olmuştu. Burada ilginç olan şuydu ki, Türkler, daha sonra kazanıp yurt edindikleri Anadolu'ya Rumeli demeye devam etmişler, kendilerince bir isim düşünmemişlerdir! Meselâ Türkeli veyâ şimdiki gibi Türkiye dememişlerdir. Anadolu toprağına ilk olarak Türkiye diyen ise, III. Haçlı Seferinin Alman Komutanı I. Friedrich'tir! Kendisi, Kudüs'e gitmek isterken Anadolu toprağında Türklerle karşılaşıp-çatışınca, bir şeyleri fark etmiş ve bu adı uygun görmüştür! Devran dönmüş, Anadolu Selçukluları bilindiği gibi dağılmışlar, târihimizde birinci fetret devri denilen karmaşayla belirsizliğin içine düşmüşlerdir.


            Tarihçilerin üzerinde henüz anlaşamadıkları 1299 veyâ 1300'e böylece gelinmiştir. Artık sahnede Osmanlı vardır. Rumeli sözüne Osmanlı da dokunmamış, bunu günümüz Anadolu'su için kullana gelmiştir. Bundan sonrası gene bilindiği üzere gelişmiştir: Osmanlı bir yandan Bizans'ı kemirirken, bir yandan da Selçuklulardan arta kalan diğer Beylikleri yenip-yutmaya koyulmuştur. 1351'de Marmara'nın güney kıyılarını ele geçirmiş, buralarını topraklarına katmıştır. Bizans'ı doğudan sıkıştırıp, batıdan da Avrupa toprağına atlamaya başlamışlardır.


            Önceleri geçici bir mâcerâ hevesi gibi, Çanakkale Boğazından Avrupa'ya geçip-dönen Osmanlı'lar, Bizans'ın içindeki karışıklıkları da iyi kullanarak, l351'den sonra Avrupa'da kalıcı olmuşlardır. Avrupa'ya atlayış ile Edirne'nin alınması arasındaki zaman farkı on yıldan ibârettir. 1400'e varıldığında Avrupa'daki yayılma büyük ölçekte tamamlanmıştır. Osmanlı Avrupa toprağında tutunduktan sonra, yerleşmek ve kalıcı olmak politikası gereğince Anadolu'dan Türk nüfus taşımaya başlamıştır. Anadolu ve kısmen de Sûriye ’ deki (hattâ Irak ve Filistin’ den birkaç örnek vardır!) Türkmen veyâ Yörük denilen konar-göçer halk Avrupa'ya taşınıp, burada bir plan çerçevesinde yerleştirilmişlerdir.


              Günümüzde, herhangi bir Rumeli göçmenine sorulduğunda, hiç tereddüt etmeden atalarının Konya’ dan  göçtüğünü söylemektedir. Bu beyan tamâmen yanlış olmasa bile, büyük ölçekte eksik kalmaktadır. Çünkü… Osmanlı’ nın Rumeli ’ ye göçürdüğü Türklerin bundan önceki yurtları bir değil, neredeyse yerdir! Ancak, büyük bir çevre olması sebebiyle en geniş göç alanı gene de Konya havzası olmuştur.


                Tatarlara gelince… Kuman-Kıpçak Türklerinin Moğollarla karışması sonucu ortaya çıkmış bu toplum, Kırım merkez alınarak onun Türkiye kadar geniş çevresinden derlenmiş bulunmaktadır. Bugün Rusya ve Ukrayna ’ ya âit bu toprakların tamâmına, bilinen ünlü yarımadayla birlikte o zaman Kırım denmekteydi. Türkmen veyâ Yörük denilenler, yeni yurtlarında, buralara daha önce kuzeyden gelip-yerleşmiş ve bağlı oldukları Bizans etkisiyle şâman inançlarını bırakıp Hıristiyanlaşmış Türklere rastlamışlardır. Gacal, Çitak, Konyar gibi etnik isimler taşıyan bu Türklerle yeni gelenler, belki aynı dili konuşmuş olmanın da etkisiyle karışıp- kaynaşmakta gecikmemişlerdir. Fazla uzamayan bir süreç içindeyse, bugün Gagavuz dediklerimiz dışındaki Hıristiyan Türkler Müslüman olmuşlardır.


                Avrupa'da planlı bir biçimde yerleşmek amacındaki Osmanlı, Anadolu'dan göçürdüğü Türkmen-Yörükleri ana öbeğe bölüp yaymış ve yarı askerî, yarı çiftçi bir örgüte bağlamıştır. Şöyle yapmıştır: Avrupa toprağında seçtiği altı sancağı (sancak, günümüzün vâliliklerinden az daha yetkin bir yönetim birimidir), bu altı öbeğe merkez kabûl etmiştir. Türkmen-Yörükler, Anadolu'dan gelirken sahip oldukları toplum adlarını alt kimlik olarak korumakla birlikte, bağlı oldukları birim îtibâriyle şu biçimde adlandırılmışlardır: Kocacık Yörükleri, Ofçabolu Yörükleri, Naldöken Yörükleri, Tanrıdağı (Karagöz) Yörükleri, Selânik Yörükleri ve Vize Yörükleri. Osmanlı, Anadolu için kullandığı Rumeli adını da artık Avrupa toprağına taşımıştır. Bundan böyle, yalnız Avrupa toprağına Rumeli denmiştir. Eski Rumeli'ye ise aynı paralelde Anadolu denilecektir. Anadolu adı, Rumca (Yunanca) anatoli sözünden alınmıştır. Bu söz; doğu, doğu yanı, yoğu yönü gibi anlamlar taşımakta olup bir Bizans eyâletinin adı da gene bu anlamda Anatolikon'dur. Kütahya merkezli bu eyâlet, iç Ege ile iç-batı Anadolu üstünde yer almıştır. Yukarı ki göçler ve örgütlenmeye rağmen, yeni Rumeli'nin Türk nüfusu hâlâ yeterli bulunmamaktadır. Biraz daha nüfus gerekmektedir. Osmanlı tahtına da artık II. Mehmet (Fâtih) oturmuştur. Fatih, Osmanlı'nın kuruluşundan beri bir türlü baş edilemeyen Karamanoğlu Beyliğini yenmiştir. Yenmiştir ama Selçuklu Beyliklerinin gerçekten en büyüğü Karamanoğlu'nun yeniden toparlanmayacağının güvencesi yoktur. Burada, Karamanoğlu'nu dağıtıp Rumeli'ye sürmek şeklinde iki yönlü bir çözüm düşünülecektir. Şöyle ki: Karamanoğlu halkı Rumeli'ye sürülmekle yerinden-yurdundan olarak böylece bir daha toparlanamayacak, hem de Türkmen-Yörüklerin en kültürlü ve temsil yeteneği en üstün öbeği, yeni Rumeli yakasında yerleşmiş olacaklardır. Düşünce böylece uygulanacak, öncekilerin üstüne Karamanoğulları da Rumeli'ye geçirileceklerdir. Rumeli Türk nüfusu buna rağmen yeterli sayıya ulaşamayınca, ciddî boyutta bir sorunla karşı-karşıya kalınmıştır. Anadolu'dan daha fazla nüfus taşınması, Türkler açısından bu defâ burayı boşaltacak, bu da ayrı bir sakınca doğuracaktır. İşte bu noktada Tatarlar hatıra geleceklerdir. 1475'te Osmanlı'yla bağlanmış Kırım ve dolayının Tatarları, denizden-karadan Rumeli'ne getirilmişlerdir. Bunlar da kendi içlerinde dört öbeğe ayrılmışlar ve önceki Türkmen-Yörüklerin öbeklerinden dördüne şöyle bağlanmışlardır: Aktav Tatarları - Naldöken Yörüklerine, Tırhala (Trikala) Tatarları - Selanik Yörüklerine, Yanbolu Tatarları - Kocacık Yörüklerine ve Bozapa (Bozata) Tatarları da - Vize Yörüklerine...


           Kendilerine "Evlâd-ı Fâtihan" denilip, 1691'de yeniden örgütlenen Yörük ve Tatarların merkez veyâ köylerinde yaşadıkları Rumeli birimleri (sancak, kazâ) şunlardır: Ahıyolu, Avrathisarı, Aydos, Babadağı, Babaeski, Balçık, Bereketli, Buğdan, Burgaz (Bulgarya), Cumâpazarı, Çağlayık, Çardak, Çarşamba, Çatalca, Çırpan, Çirsen, Demirhisarı, Dimetoka, Doyran (Makedonya), Drama, Dupriçe, Edirne, Eğribucak, Ereğli, Eskicumâ, Eskizağra, Ferecik, Filibe, Gümülcüne, Hacıoğlupazarı, Hasköy, Hatuneli, Hayrabolu, Hezargrad, Hırsova, Hüseyinli, İslimye, İştip, İpsala, Karadağ, Karaferye, Karailyaslı, Karasu- Yenicesi, Kalemeriye, Karinâbad, Karlıova, Kavak, Kavala, Kırklareli, Kızanlık, Kızılağaç-Yenicesi, Kozludere, Langaza, Lofça, Malkara, Mangalya, Meğri, Misoti, Osmanpazarı, Pazargâh, Pravadi (Bulgarya), Pravista, Radovişte, Ruskasrı, Rusçuk, Saray, Selânik, Selvi, Serez, Silistre, Sultanyeri, Şumnu, Tatarpazarı, Tekfurgölü, Tekirdağ, Tırnova, Tikveş, Tuzluk, Uzuncaova, Uzunköprü, Ustrumca, Vardar Yenicesi, Vize, Vodina, Yahşılı, Yanbolu, Yenipazar, Yenizağra, Yerköprü ve Ziştovi.


         Burada işaret olunan birimlerin hepsinde Yörükler ve fakat tam bilemediğimiz bâzılarında Tatarlar vardırlar. Bütün bu birimlerin kapladığı alana "Yörük Vilâyeti" denmekte ve başına getirilen beylerbeyi veyâ vezir de "Yörük Hâkimi" sayılmaktaydı. "Yörük Hâkimi" diye, ilk defâ olarak Mora Seraskeri Çakırcı Hasan Paşa atanmıştır. Önceleri, barışta ve savaşta kendilerinden büyük faydalar sağlanan Yörük-Tatar örgütü, doğrusu bunu sonuna kadar götürememiştir. 17. yüzyıla gelindiği sıralarda, Örgüt'te artık açıkça bir gevşeme görülmektedir. Osmanlının bütün diğer kurumlarında olduğu gibi, o eski ciddiyet, şevk ve heyecan kaybolmuştur. Sürekli savaşlardan bıkmış Örgüt mensupları, artık savaş alanlarından tarım alanlarında görünmek istemektedirler. Bunun üzerine ve Örgüt'ü toparlamak amacıyla 1691'de bir Hatt-ı Hümâyun (padişah buyruğu) imzâlanmıştır.


           Buyrukla, her şeyden önce Örgüt onurlandırılmak istenmiştir. Örgüt'te görevler babadan oğula devrettiği için, geçmiş hizmetler dikkate alınarak, o günkülerle ondan sonrakilere Evlâd-ı Fâtihan ( Fâtihlerin Evlâtları ) denmiştir.


           Bununla, Rumeli’nin Yörük ve Tatarlarına: Avrupa'yı sizin babalarınız ve dedeleriniz fethetti, denmek istenmiştir. Gene denmek istenmiştir ki, sizler de onların torunları olarak geçmişinizle iftihar edin ve aynen öyle devam edin! Anadolu'dan Rumeli'ye göçler bir târihten sonra artık çoktan bitmiştir. Fakat Kırım Tatarları hâlâ daha arada bir kopup gelmişlerdir. Bunlar, Rumeli'ndeki diğer Türk unsurlarla öyle bir karışmışlardır ki, bugün, Tatar diye adları bile geçmemektedir. Rumeli'de şimdi Tatar bilinenler ise, 1877-78 Türk-Rus Savaşı ardından Kırım ve dolayından gelenlerdir. Bunların da ancak bâzısı yüzleri-gözlerinden tanınabilmekte, diğerleriyse kendilerince bile Yörük sanılmaktadırlar! Bunlardan başka, Rumeli'nde ikinci bir Tatar toplumu daha vardır. İkinci öbek Tatarlar, Anadolu'da Timur'dan arkaya kalanlar ve esmer tenlerinden dolayı Osmanlı'nın Kara Tatar dedikleri olup, kendileri Çelebi Mehmet tarafından Rumeli'ne sürülmüşlerdir. Meselâ Tatar Pazarı adı bu Kara Tatarlar’ dan gelmektedir ki, yaşadıkları çevre dahî buralarıdır.


          Rumeli'nde altı ana öbekte toplanan Yörük-Tatarlar, en yoğun olarak Bulgaristan'da yaşamışlardır. Batı Trakya, Kuzey-Yunanistan ile Romanya ve Ukrayna'nın Karadeniz kıyıları bu konuda daha sonra gelmektedirler. Şu da var ki, ilk yerleşimden sonra ancak epey seyrek olarak, ileri alanlarda dahî Türkler görülmüşlerdir. Nitekim, başta Bosna olmak üzere; Arnavutluk, Kosova, Sırbistan, Macaristan ve hattâ Avusturya'yla Slovakya'da bile Türkler yaşamışlardır.


         Rumeli Türkleri içinde Konyar diye bir alt öbek bilinir. Konyar adının aslı Rumca (Yunanca) Konyaros'tur. İşte buna dayanarak, Konyarlar ’ ın Konya'dan geldiklerine hükmedilmiştir. Bu böyle doğru olsa bile, Konya'dan göç Osmanlılardan önce yaşanmış olmalıdır. Çünkü... Osmanlılar, Karamanoğulları ’ nı yenip Konya yöresini ele geçirdiklerinde târih 1467'dir. Oysa, Konyarlar bu târihten önce Rumeli'nde yaşamaktadırlar. Konyarların yerleştikleri bölge, Selânik'le bunun batısı ve kuzeyidir. Konyarların Türklükleri kesin ise de, nereden geldikleri hususu pek açık değildir. Bu konudaki bir görüş uyarınca Konya çevresinden göçmüşlerdir. Diğer bir görüşe göreyse, Tatarlar’ dan önce olmak üzere kuzeyden inmişlerdir. İkinci görüş şöyle de devam etmektedir: Bizans, Balkanlara inen Konyarlar ’ ı önce Konya merkezli Orta-Anadolu'ya yerleştirmiştir. Bundan sonraysa, gerek görülüp Selânik dolayına göçürülmüşlerdir. İkinci görüş, târihçiler arasında daha bir ağırlık kazanmış bulunmaktadır. Yani... Konyarlar, Evlâd-ı Fâtihan denilen Yörük-Tatarlardan ayrı bir öbek olup, sonuç olarak Rumeli'ne kuzeyden inmişlerdir.


            Rumeli ve Türkler deyince, Dobruca için ayrı bir paragraf açılmalıdır. Dobruca'nın ilk sâkinleri olarak İskitleri biliriz. Karadeniz'e çıkan Yunanlılar, Dobruca'da da birkaç kurmuşlardır. Bugünün Köstence'si de bu zamânın bir hâtırasıdır. Bölge, günümüzdeki Romen ve Bulgar topraklarıyla birlikte 75'te Roma'nın eline geçmiştir. MS 395'te Roma bölününce, Dobruca doğuda ve dolayısıyla Bizans'a kalmıştır. Bu arada daha sonra; Gotlar, Gepitler, Hunlar, Avarlar, İslavlar, Bulgarlar, Macarlar, Peçenekler, Kumanlar ile Altınordu ve Kırım Tatarları Dobruca'da görüleceklerdir. Bunlardan kimi gelmiş-geçmiştir, biraz oyalanmış... XIII. yy.daysa, Saru Saltuk adındaki Eren, Sinop ve Kastamonu dolayından derleyip-topladığı müritleriyle gelip, Dobruca'ya yerleşmiştir. Saru Saltuk'un ölümünden sonra başıboş kalan müritlerinin Hıristiyan oldukları (Gagavuzlar) söylenirse de, bu husus tartışmalıdır. Nitekim Dobruca'da yaşayan Anadolu kökenli Türkler içinde Saru müritlerinin olmaları gerekmektedir. Bu Türkler dahî Evlâd-ı Fatihan'la ilgili değildirler. Dobruca Türkleri, günümüzde Türkler ve Tatarlar diye ikiye ayrılmışlardır. Bu ne demektir? Anadolu kökenlilere Türk, çevresinden olanlara da Tatar denilmektedir. Şimdi, konuyu toparlayalım: Evlâd-ı Fâtihan'dan Kocacık, Naldöken, Tanrıdağı, Selanik Yörükleriyle Saru Saltuklular Dobruca Türklerini oluşturmuşlardır. Gene Evlâd-ı Fâtihan'dan Yanbolu Tatarları bunlardan önce ve sonra gelen kuzeyli Türkler ise, Dobruca Tatarları adını almışlardır. Ancak bu iki Türk öbeği yan-yana birlikte yaşamaktadırlar. Bütün Tatar toplumu söz konusu olduğunda, bunların arasındaki kabîlelerden birinin adı Nogay'dır. Bunlar, Cengiz Han torunu, Altınordu devletinin genelkurmay başkanı ve ordu komutanı Nogay Hana bağlılıklarından dolayı adlandırılmışlardır. Daha çok göçebe olduklarından, Tatarların Yörükleri sayabileceğimiz Nogaylar’ da, Türk-Moğol melezleşmesi yer-yer Moğollardan yana ağır basmaktadır. Aynı bölgenin Gagavuzlarıysa, Türk olmaları ve anlaşılır bir Türkçe konuşmaları yanında, Ortodoks-Hıristiyan inançlarından dolayı ayrı bir sınıf diye değer bulurlar. Şu da var ki, bu tutum günden güne değişerek Gagavuzları da Türk toplumuna katmak yönünde değişmektedir.


               Rumeli'nin Dağlılar ’ ına gelecek olursak, Edirne'nin hemen başındaki Kırcalı, Bulgaristan'daki bir yönetim bölgesidir. Rodop dağlarının doğusunda yer alır, Osmanlı devrinde buraya Cebel denmiştir. Bu söz Arapça ’ da dağ veyâ dağlık demek olur. Bugün orada zaten diye bir yerleşim vardır. Bölge insanına, Rodoplar’ dan dolayı denmiştir ve hâlen de öyle denmektedir. Kırcali bölgesi dağlık olmakla, diğer alanlar kadar tarıma elverişli değildir. Hiç geniş çapta tarım yapılamamaktadır. Bundan olsa gerektir Dağlılar ticareti iyi başarmışlar, bu konuda; Aksekili, Dârendeli veyâ Kayserili gibi öne çıkmışlardır. Dağlı’ nın bulunduğu yerde Yahudî barınamaz, anlamındaki sözün esâsı buradandır. Dağlılar Evlâd-ı Fâtihan'dandırlar. Altı Yörük ve iki de Tatar öbeği karışıp-kaynaşmışlardır. Dağlılar, Yörük veyâ Tatar olarak bilmemekte, sadece Türklüklerinin bilincindedirler.


             Bugünkü Yunanistan'da Karamanlı diye bir etnik toplum daha yaşar. Bunlar aynen Gagavuzlar gibi aslen Türktürler. …ve Türkçeden başka hiçbir dil bilmedikleri hâlde, Ortodoks-Hıristiyan bu Karamanlılar, Lozan anlaşmasının nüfus değişimi hükümleri uyarınca, Rumlarla birlikte Orta-Anadolu'dan Yunanistan'a gönderilmişlerdir. Meselâ, Yunan eski cumhurbaşkanı Karamanlisonun yeğeni olan şimdinin Yunan başbakanı Karamanlis bunlardandır. Türkiye’ den göçmüş Karamanlılardan bugün kaçı yaşamaktadır, bunu bilemeyiz. Ancak, onların Yunanistan ’ da doğmuş fakat Türk olduklarını pekâlâ bilen çocukları ve torunları, bugün evlerinde ve ocaklarında ana-babalarından öğrendikleri Türkçe’ yi konuşmaktadırlar.